Printer-friendly version

Başlangıcından günümüze şiir örneklerine yer verilecektir.



Browse the glossary using this index

Special | A | B | C | D | E | F | G | H | I | J | K | L | M | N | O
P | Q | R | S | T | U | V | W | X | Y | Z | ALL

Page:  1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  ...  153  (Next)
  ALL

.

Picture of Nermin Küçüksarnıç
by Nermin Küçüksarnıç - Perşembe, 8 Mayıs 2008, 09:26 ÖÖ
 

.:  OTUZ BEŞ YAŞ :.


 


Yaş Otuz Beş, Yolun Yarısı Eder.
Dante Gibi Ortasındayız Ömrün.
Delikanlı Çağımızdaki Cevher,
Yalvarmak, Yakarmak Nafile Bugün,
Gözünün Yaşına Bakmadan Gider.

Şakaklarıma Kar Mı Yağdı, Ne Var?
Benim Mi Allah'ım Bu Çizgili Yüz
Ya Gözler Altındaki Mor Halkalar
Neden Öyle Düşman Görünürsünüz,
Yıllar Yılı Dost Bildiğim Aynalar

Zamanla Nasıl Değişiyor İnsan!
Hangi Resmime Baksam Ben Değilim.
Nerde O Günler, O Şevk, O Heyecan
Bu Güler Yüzlü Adam Ben Değilim;
Yalandır Kaygısız Olduğum Yalan.

Hayâl Meyâl Şeylerden İlk Aşkımız;
Hatırası Bile Yabancı Gelir.
Hayata Beraber Başladığımız
Dostlarla Da Yollar Ayrıldı Bir Bir,
Gittikçe Artıyor Yalnızlığımız.

Gökyüzünün Başka Rengi De Varmış!
Geç Fark ettim Taşın Sert Olduğunu.
Su İnsanı Boğar, Ateş Yakarmış!
Her Doğan Günün Bir Dert Olduğunu,
İnsan Bu Yaşa Gelince Anlarmış.

Ayva Sarı Nar Kırmızı Sonbahar!
Her Yıl Biraz Daha Benimsediğim.
Ne Dönüp Duruyor Havada Kuşlar
Nerden Çıktı Bu Cenaze Ölen Kim
Bu Kaçıncı Bahçe Gördüm Tarumar.

Neylersin Ölüm Herkesin Başında,
Uyudun Uyanamadın Olacak.
Kim bilir Nerde, Nasıl, Kaç Yaşında?
Bir Namazlık Saltanatın Olacak,
Taht Misâli O Musalla Taşında.

 

 

 
Picture of Nermin Küçüksarnıç
by Nermin Küçüksarnıç - Perşembe, 8 Mayıs 2008, 09:22 ÖÖ
 

.: BİR BAYRAK RÜZGAR BEKLİYOR :.

 

Şehitler Tepesi Boş Değil,

Biri Var, Bekliyor..

Ve Bir Göğüs, Nefes Almak İçin,

Rüzgâr Bekliyor.

 

Türbesi Yakışmış Bir Kutlu Tepeye,

Yattığı Toprak Belli,

Tuttuğu Bayrak Belli,

Kim Demiş Meçhul Asker Diye?

 

Destanını Yapmış, Kasideye Kanmış...

Bir El Ki Ahiretten Uzanmış,

Edeple Gelip Birer Birer,

Öpsün Diye Fâniler.

 

Öpelim Temizse Dudaklarımız...

Fakat Basmasın Toprağına,

Temiz Değilse Ayaklarımız.

 

Rüzgarını Kesmesin Gövdeler...

Sesinden Yüksek Çıkmasın,

Nutuklar, Kasideler!

 

Geri Gitsin Alkışlar, Geri...

Geri Gitsin Ellerin,

Yapma Çiçekleri!

 

Ona Oğullardan, Analardan, Dilekler Yeter...

Yazın Sarı, Kışın Beyaz,

Çiçekler Yeter.

 

Söyledi Söyliyenler Demin...

Gelin Süngülü Yiğit, Alkışlasınlar,

Şimdi Sen Söyle, Söz Senin!

 

Şehitler Tepesi Boş Değil,

Toprağını Kahramanlar Bekliyor...

Ve Bir Bayrak Dalgalanmak İçin

Rüzgâr Bekliyor.

 

Destanı Öksüz, Sükûtu Derin

Meçhul Askerin...

Türbesi Yakışmış Bu Kutlu Tepeye;

 

Yattığı Toprak Belli,

Tuttuğu Bayrak Belli...

Kim Demiş Meçhul Asker Diye.... 

 
Picture of Nermin Küçüksarnıç
by Nermin Küçüksarnıç - Perşembe, 8 Mayıs 2008, 09:31 ÖÖ
 

.: BİR YOLCUYA :.

 

Dur Yolcu..! Bilmeden Gelip Bastığın,

Bu Toprak, Bir Devrin Battığı Yerdir.

Eğil De Kulak Ver, Bu Sessiz Yığın,

Bir Vatan Kalbinin Attığı Yerdir.

 

Bu Issız, Gölgesiz Yolun Sonunda,

Gördüğün Bu Tümsek Anadolu’mda,

İstiklâl Uğrunda, Namus Yolunda,

Can Veren Mehmed’in Yattığı Yerdir.

 

Bu Tümsek, Koparken Büyük Zelzele,

Son Vatan Parçası Geçerken El’e,

Mehmed’in Düşmanı Boğduğu Sele,

Mübarek Kanını Kattığı Yerdir.

 

Düşün Ki, Hâşr’e Dek Kemiğin, Etin,

Yaptığı Bu Tümsek, Amansız, Çetin,

Bir Harbin Sonunda Bütün Milletin,

Hürriyet Zevkini Tattığı Yerdir.

 

 

 

 
Picture of Nermin Küçüksarnıç
by Nermin Küçüksarnıç - Perşembe, 8 Mayıs 2008, 09:26 ÖÖ
 

.: Han duvarları :.

 


Yağız Atlar Kişnedi, Meşin Kırbaç Şakladı,

Bir Dakika Araba Yerinde Durakladı.

Neden Sonra Sarsıldı Altımda Demir Yaylar,

Gözlerimin Önünden Geçti Kervansaraylar...

Gidiyorum, Gurbeti Gönlümle Duya Duya,

Ulukışla Yolundan Orta Anadolu'ya.

İlk Sevgiye Benzeyen İlk Acı, İlk Ayrılık!

Yüreğimin Yaktığı Ateşle Hava Ilık,

Gök Sarı, Toprak Sarı, Çıplak Ağaçlar Sarı...

Arkada Zincirlenen Yüksek Toros Dağları,

Önde Uzun Bir Kışın Soldurduğu Etekler,

Sonra Dönen, Dönerken İnleyen Tekerlekler...

Ellerim Takılırken Rüzgârların Saçına

Asıldı Arabamız Bir Dağın Yamacına.

Her Tarafta Yükseklik, Her Tarafta Issızlık,

Yalnız Arabacının Dudağında Bir Islık!

Bu Islıkla Uzayan, Dönen Kıvrılan Yollar,

Uykuya Varmış Gibi Görünen Yılan Yollar

Başını Kaldırarak Boşluğu Dinliyordu.

Gökler Bulutlanıyor, Rüzgâr Serinliyordu.

Serpilmeye Başladı Bir Yağmur İnce İnce.

Son Yokuş Noktasından Düzlüğe Çevrilince

Nihayetsiz Bir Ova Ağarttı Benzimizi.

Yollar Bir Şerit Gibi Ufka Bağladı Bizi.

Gurbet Beni Muttasıl Çekiyordu Kendine.

Yol, Hep Yol, Daima Yol...

Bitmiyor Düzlük Yine.

Ne Civarda Bir Köy Var, Ne Bir Evin Hayali,

Sonunda Ademdir Diyor İnsana Yolun Hali,

Arasıra Geçiyor Bir Atlı, İki Yayan.

Bozuk Düzen Taşların Üstünde Tıkırdıyan

Tekerlekler Yollara Bir Şeyler Anlatıyor,

Uzun Yollar Bu Sesten Silkinerek Yatıyor...

Kendimi Kaptırarak Tekerleğin Sesine

Uzanmış Kalmışım Yaylının Şiltesine.

Bir Sarsıntı... Uyandım Uzun Süren Uykudan;

Geçiyordu Araba Yola Benzer Bir Sudan.

Karşıda Hisar Gibi Niğde Yükseliyordu,

Sağ Taraftan Çıngırak Sesleri Geliyordu:

Ağır Ağır Önümden Geçti Deve Kervanı,

Bir Kenarda Göründü Beldenin Viran Hanı.

Alaca Bir Karanlık Sarmadayken Her Yeri

Atlarımız Çözüldü, Girdik Handan İçeri.

Bir Deva Bulmak İçin Bağrındaki Yaraya

Toplanmıştı Garipler Şimdi Kervansaraya.

Bir Noktada Birleşmiş Vatanın Dört Bucağı,

Gurbet Çeken Gönüller Kuşatmıştı Ocağı.

Bir Pırıltı Gördü Mü Gözler Hemen Dalıyor,

Göğüsler Çekilerek Nefesler Daralıyor.

Şişesi İs Bağlamış Bir Lambanın Işığı

Her Yüzü Çiziyordu Bir Hüzün Kırışığı.

Gitgide Birer Ayet Gibi Derinleştiler

Yüzlerdeki Çizgiler, Gözlerdeki Cizgiler...

Yatağımın Yanında Esmer Bir Duvar Vardı,

Üstünde Yazılarla Hatlar Karışmışlardı;

Fani Bir İz Bırakmış Burda Yatmışsa Kimler,

Aygın Baygın Maniler, Açık Saçık Resimler...

Uykuya Varmak İçin Bu Hazin Günde, Erken,

Kapanmayan Gözlerim Duvarlarda Gezerken

Birdenbire Kıpkızıl Birkaç Satırla Yandı;

Bu Dört Mısra Değil,

Sanki Dört Damla Kandı.

Ben Garip Çizgilere Uğraşırken Başbaşa

Raslamıştım Duvarda Bir Şair Arkadaşa;

 

"On Yıl Var Ayrıyım Kınadağı'ndan

Baba Ocağından Yar Kucağından

Bir Çiçek Dermeden Sevgi Bağından

Huduttan Hududa Atılmışım Ben"

 

Altında Da Bir Tarih: Sekiz Mart Otuz Yedi...

Gözüm İmza Yerinde Başka Ad Görmedi.

Artık Bahtın Açıktır, Uzun Etme, Arkadaş!

Ne Hudut Kaldı Bugün,

Ne Askerlik, Ne Savaş;

Araya Gitti Diye İçlenme Baharına,

Huduttan Götürdüğün Şan Yetişir Yârına!...

Ertesi Gün Başladı Gün Doğmadan Yolculuk,

Soğuk Bir Mart Sabahı...

Buz Tutuyor Her Soluk.

Ufku Tutuşturmadan Fecrin İlk Alevleri

Arkamızda Kalıyor Şehrin Kenar Evleri.

Bulutların Ardında Gün Yanmadan Sönüyor,

Höyükler Bir Dağ Gibi Uzaktan Görünüyor...

Yanımızdan Geçiyor Ağır Ağır Kervanlar,

Bir Derebeyi Gibi Kurulmuş Eski Hanlar.

Biz Bu Sonsuz Yollarda Varıyoruz, Gitgide,

İki Dağ Ortasında Boğulan Bir Geçide.

Sıkı Bir Poyraz Beni Titretirken İçimden

Geçidi Atlayınca Şaşırdım Sevincimden:

Ardımda Kalan Yerler Anlaşırken Baharla,

Önümüzdeki Arazi Örtülü Şimdi Karla.

Bu Geçit Sanki Yazdan Kışı Ayırıyordu,

Burada Son Fırtına Son Dalı Kırıyordu...

Yaylımız Tüketirken Yolları Aynı Hızla,

Savrulmaya Başladı Karlar Etrafımızda.

Karlar Etrafı Beyaz Bir Karanlığa Gömdü;

Kar Değil, Gökyüzünden Yağan

Beyaz Ölümdü...

Gönlümde Can Verirken Köye Varmak Emeli

Arabacı Haykırdı "İşte Araplıbeli!"

Tanrı Yardımcı Olsun Gayrı Yolda Kalana

Biz Menzile Vararak Atları Çektik Hana.

Bizden Evvel Buraya İnen Üç Dört Arkadaş

Kurmuştular Tutuşan Ocağa Karşı Bağdaş.

Çıtırdayan Çalılar Dört Cana Can Katıyor,

Kimi Haydut, Kimi Kurt Masalı Anlatıyor...

Gözlerime Çökerken Ağır Uyku Sisleri,

Çiçekliyor Duvarı Ocağın Akisleri.

Bu Akisle Duvarda Çizgiler Beliriyor,

Kalbime Ateş Gibi Şu Satırlar Giriyor;

 

"Gönlümü Çekse De Yârin Hayali

Aşmaya Kudretim Yetmez Cibali

Yolcuyum Bir Kuru Yaprak Misali

Rüzgârın Önüne Katılmışım Ben"

 

Sabahleyin Gökyüzü Parlak, Ufuk Açıktı,

Güneşli Bir Havada Yaylımız Yola Çıktı...

Bu Gurbetten Gurbete Giden Yolun Üstünde

Ben Üç Mevsim Değişmiş Görüyordum

Üç Günde.

Uzun Bir Yolculuktan Sonra İncesu'daydık,

Bir Handa, Yorgun Argın,

Tatlı Bir Uykudaydık.

Gün Doğarken Bir Ölüm Rüyasıyla Uyandım,

Başucumda Gördüğüm Şu Satırlarla Yandım!

 

"Garibim Namıma Kerem Diyorlar

Aslı'mı El Almış Haram Diyorlar

Hastayım Derdime Verem Diyorlar

Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım Ben"

 
Picture of Nermin Küçüksarnıç
by Nermin Küçüksarnıç - Perşembe, 8 Mayıs 2008, 09:24 ÖÖ
 

.: KALDIRIMLAR  :.


 

 

Sokaktayım,

Kimsesiz Bir Sokak Ortasında,

Yürüyorum, Arkama Bakmadan Yürüyorum.

Yolumun Karanlığa Karışan Noktasında,

Sanki Beni Bekleyen Bir Hayal Görüyorum.

Kara Gökler Külrengi Bulutlarla Kapanık;

Evlerin Bacasını Kolluyor Yıldırımlar.

Bu Gece Yarısında İki Kişi Uyanık:

Biri Benim, Biri De Uzayan Kaldırımlar.

İçimde Damla Damla Bir Korku Birikiyor;

Sanıyorum Her Sokak Başını Kesmiş Devler.

Simsiyah Camlarını Üzerime Dikiyor,

Gözleri Çıkarılmış Bir Âmâ Gibi Evler.

Kaldırımlar, Istırap Çekenlerin Annesi,

Kaldırımlar, İçimde Uzayan Bir Lisandır,

Kaldırımlar, Duyulur Ses Kesilince Sesi,

Kaldırımlar, İçimde Uzayan Bir Lisandır.

Bana Düşmez Can Vermek Yumuşak Bir Kucakta,

Ben Bu Kaldırımların Emzirdiği Çocuğum.

Aman Sabah Olmasın Bu Karanlık Sokakta,

Bu Karanlık Sokakta Bitmesin Yolculuğum.

Ben Gideyim Yol Gitsin, Ben Gideyim Yol Gitsin;

İki Yanımda Aksın Bir Sel Gibi Fenerler.

Tak, Tak, Ayak Sesimi Aç Köpekler İşitsin;

Yolumda Bir Tâk Olsun Zulmetten Taş Kemerler.

Ne Işıkta Gezeyim, Ne Göze Görüneyim;

Gündüzler Size Kalsın, Verin Karanlıkları.

Islak Bir Yorgan Gibi İyice Bürüneyim,

Örtün, Üstüme Örtün Serin Karanlıkları.

Uzanıverse Gövdem Taşlara Boydan Boya,

Alsa Bu Soğuk Taşlar Alnımdaki Ateşi.

Dalıp Sokaklar Kadar Esrarlı Bir Uykuya,

Ölse Kaldırımların Kara Sevdalı Eşi... 


                                                                      

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Picture of Nermin Küçüksarnıç
by Nermin Küçüksarnıç - Perşembe, 8 Mayıs 2008, 09:27 ÖÖ
 

.: KARA TOPRAK :.

 

Dost Dost Diye Nicesine Sarıldım
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır
Beyhude Dolandım Boşa Yoruldum
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Nice Güzellere Bağlandım Kaldım
Ne Bir Vefa Gördüm, Ne Fayda Buldum
Her Türlü İstediğim Topraktan Aldım
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Koyun Verdi , Kuzu Verdi, Süt Verdi
Yemek Verdi, Ekmek Verdi, Et Verdi
Kazma İle Dövmeyince Kıt Verdi
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Ademden Bu Deme Neslim Getirdi
Bana Türlü Türlü Meyve Yetirdi
Her gün Beni Tepesinde Götürdü
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Karnın Yardım Kazmayınan, Belinen
Yüzün Yırttım Tırnağınan, Elinen
Yine Beni Karşıladı Gülünen
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

İşkence Yaptıkça Bana Gülerdi
Bunda Yalan Yoktur, Herkes De Gördü

Bir Çekirdek Verdim, Dört Bostan Verdi
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır


 

 

Havaya Bakarsam Hava Alırım
Toprağa Bakarsam Dua Alırım
Topraktan Ayrılsam Nerde Kalırım?
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Dileğin Var İse, İste Allah’tan
Almak İçin Uzak Gitme Topraktan
Cömertlik Verilmiş Toprağa Haktan
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Hakikat Ararsan Açık Bir Nokta
Allah Kula Yakın, Kul Da Allah’a
Hakkın Gizli Hazinesi Toprakta
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Bütün Kusurlarım Toprak Gizliyor
Merhem Çalıp Yaralarım Düzlüyor
Kolun Açmış Yollarımı Gözlüyor
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Her Kim Olursa Bu Sırra Mazhar
Dünyaya Bırakır Ölmez Bir Eser
Gün Gelir Veysel'i Bağrına Basar
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

 

 

 

 

 

 

 
Picture of Nermin Küçüksarnıç
by Nermin Küçüksarnıç - Perşembe, 8 Mayıs 2008, 09:33 ÖÖ
 

.: MEMLEKET İSTERİM :.

 

 

Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

 

Memleket isterim

Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

 

Memleket isterim

Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;

Kış günü herkesin evi barkı olsun.

 

Memleket isterim

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

 

 

 
Picture of Nermin Küçüksarnıç
by Nermin Küçüksarnıç - Perşembe, 8 Mayıs 2008, 09:28 ÖÖ
 

.: ÖĞRETMENİM :.

 

Ben bir gülüm, sen bahçıvan,

Çok açarsam eser senin,

Mis kokarsam hüner senin,

Ama bir de soldurursan...

Günah senin, günah senin öğretmenim…

 

Ben elmasım, sarraf sensin,

Pırlantaysam, emek senin,

Parlıyorsam yaldız senin,

Ama bir de parçalarsan…

Kırık senin, kırık senin öğretmenim…

 

Ben boş defter, kalem sensin,

Doğru yazsan yarın senin,

Güzel yazsan ikbal senin,

Ama bir de karalarsan…

Vicdan senin, vicdan senin öğretmenim…

 

Ben öğrenci, sen öğretmen,

Başarırsam hüner senin,

Kazanırsam zafer senin,

Ama birde kaybedersem…

Yok diyecek başka sözüm,

Yorum senin, yorum senin öğretmenim…

 

 

 
Picture of Nermin Küçüksarnıç
by Nermin Küçüksarnıç - Perşembe, 8 Mayıs 2008, 09:29 ÖÖ
 

.: Sessiz Gemi :.

 

Artık Demir Almak Günü Gelmişse Zamandan,

Meçhûle Giden Bir Gemi Kalkar Bu Limandan.

 

Hiç Yolcusu Yokmuş Gibi Sessizce Alır Yol;

Sallanmaz O Kalkışta Ne Mendil, Ne De Bir Kol.

 

Rıhtımda Kalanlar Bu Seyâhatten Elemli,

Günlerce Siyâh Ufka Bakar Gözleri Nemli,

 

Bîçâre Gönüller! Ne Giden Son Gemidir Bu!

Hicrânlı Hayatın Ne De Son Matemidir Bu.

 

Dünyada Sevilmiş Ve Seven Nâfile Bekler;

Bilmez Ki Giden Sevgililer Dönmeyecekler.

 

Gidenin Her Biri Memnun Ki Yerinden,

Bir Çok Seneler Geçti; Hâlâ Dönen Yok Seferinden.

 

 
Picture of Büşra Pınar
by Büşra Pınar - Salı, 13 Mayıs 2008, 06:35 ÖS
 

Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi
Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara

Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü
Ve boğazımı sıktı parmaklar ince uzun
Günahkar toprağımın saçından bir tel düştü
Sana ne olmuş Roza, bir derde tutulmuşsun
Bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti
Noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun
Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü

Şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa
Her şeyim sizin olsun, hep sizin, kesik başlar
Rüyasında örümcek başlarsa ağlamaya
İçine gül koyduğum tüfek ölmeye başlar
Günahını sırtına yüklenen kaplumbağa
Gibi ölüm önünde özbenliğim yavaşlar
Öyleyse bu şapkayı atıyorum ırmağa

Bu erkekler kokuyu kediler gibi alır
Ve kediler de her gece sürünür yastıklara
Denizleri bahtiyar eden günler kısalır
Satılmayan çiçekler zehirli ve kapkara
Unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır
Bir geyiğin eriyen gözleri düşer kara
Ve erkekler kokuyu kediler gibi alır

Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık
Ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi
Sana da Mona Roza, taşbebeği bıraktık
Ellerinde kılıçlı balıkların bir dişi
Senin hatıran kadar büyük, yeni, karanlık
Senin hatıran kadar Allah ve şeytan işi
Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık

Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim
Ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura
Tüyüme horozdan çok itimat edeceğim
İtimat edeceğim şu belalı yağmura
Ruhumu bayrak yapıp ben teslim edeceğim
Asılmış bir adamın iki eli yağmura
Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim

Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni
Ve bir şehir yaratmak ruhundan Geyve diye
Parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni
Katıvermek sessizce söylenen bir türküye
Ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni
Ve son vermek bu bitmeyen şarkıya
Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni

Sana tavus kuşunun içine girdiğini
En son söz olarak söylemek istiyorum
İçimde tavusların kaybolduğunu
Bana da bir çift ak kanat kaldığını
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum
İçime girdiğini, tüyünü yolduğumu
Son, en son söz olarak söylemek istiyorum

Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara
Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi
Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara
Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi
Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara
Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi
Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara...

Sezai Karakoç

 

'

necati eren
by necati eren - Çarşamba, 12 Kasım 2008, 10:10 ÖS
 

Gazel

'Âşık olduğum tuyaldan yüzüme bakmaz habîb
Yöresine uğramaz ölümlü bimârun habîb

Çîn-i zülfümden çekilsün dir imişsin dôstum
Hey maâzallah ne çâre uşda boğaz uşda ip

Dil garîbin urur ayaklara zülfün gerçi kim
Eller üstine tutarlar anı kim ola garîb

Kısmet olmağ ister isen derd ü gam cân u dile
Ok bıraksun gamzen ey ebrû-kemânum yâ nasîb

Mest olıcak kan içer dirler senünçün dôstum
Hey gözi mestüm şarâb-ı nâzı neylersin içib

Z'af ile görinmez oldum kimden umayın visâl
Görmeyicek hastayı kime 'ilâc eyler tabîb

Acır isen gel Necâtî derd-mende acı kim
Ne leb-i dilber nasîb oldı ne halvâ-yı rakîb

 
Keyword(s):
AYKUT BULUT
by aykut bulut - Çarşamba, 12 Kasım 2008, 01:46 ÖS
 

Aşk ile viran iden gönlini ma'mûr istemez

'Aşk ile viran iden gönlini ma'mûr istemez
Hâtırın mahzûn iden bir lahza mesrur istemez

Hâk-sâr olup hevâ ile gubâr olan gönül
Hâk-i râh-ı yârdan bir dem özin dûr istemez

Hoş gören âkil fena tavrını şöhret gözlemez
Künc-i uzlet isteyen kendüyi meşhur istemez

La'l-i nâba meyi kılmaz bağrını pür-hûn iden
Dâmenin pür-eşk iden lü'lü-yi menşur istemez

Aşk nakdi bir hazînedür ana yokdur zeval
Mâlik olan ‘Avniyâ bir gence gencûr istemez
FATİH SULTAN MEHMET
 
Keyword(s):

Picture of hatıce er
by hatıce er - Çarşamba, 12 Kasım 2008, 02:49 ÖS
 

Aceb bu derdümün dermânı yok mı (gazel)

‘Aceb bu derdümün dermânı yok mı
Ya bu sabr itmegün oranı yok mı

Yanaram mûmlayın başdan ayağa
Nedür bu yanmağun pâyânı yok mı

Güler düşmen benüm ağladığıma
‘Aceb şol kâfirün îmânı yok mı

Delübdür ciğerümi gamzen okı
Ara yürekde gör peykânı yok mı

Gözi hançerlerin boynuma çaldı
‘Aceb ol zâlimün im’ânı yok mı

Su gibi kanumı toprağa kardun
Ne sanursın garîbün kanı yok mı

Cemâl-i hüsnüne mağrûr olursın
Kemâl-i hüsnünün noksânı yok mı

Begüm Dehhânî’ye ölmezdin öndin
Tapuna irmeğe imkânı yok mı
 
Keyword(s):
Picture of Büşra Güneysel
by Büşra Güneysel - Perşembe, 13 Kasım 2008, 10:37 ÖÖ
 ‘Aceb bu derdümün dermânı yok mı
Ya bu sabr itmegün oranı yok mı

Yanaram mûmlayın başdan ayağa
Nedür bu yanmağun pâyânı yok mı

Güler düşmen benüm ağladığıma
‘Aceb şol kâfirün îmânı yok mı

Delübdür ciğerümi gamzen okı
Ara yürekde gör peykânı yok mı

Gözi hançerlerin boynuma çaldı
‘Aceb ol zâlimün im’ânı yok mı

Su gibi kanumı toprağa kardun
Ne sanursın garîbün kanı yok mı

Cemâl-i hüsnüne mağrûr olursın
Kemâl-i hüsnünün noksânı yok mı

Begüm Dehhânî’ye ölmezdin öndin
Tapuna irmeğe imkânı yok mı

 
Keyword(s):
abdullah zengin
by Abdullah Zengin - Çarşamba, 12 Kasım 2008, 12:03 ÖS
 ‘Aceb n’itdüm yâre virmez selâmı
Bu zâlim müdde’î komaz ola mı

Menüm iki cihânda yârum oldur
Menem anun alur kemter gulâmı

Şu cefâlar ki sen bana kılursen
‘Aceb kâfir müselmâna kıla mı

Yûsuf’a kalmadı bu hüsn bâkî
Kıyâs eyle sana yârum kala mı

Seni sevmez mi yohsa Şeyyâd Hazma
Denînün biridür bu kaltabânî
Şeyyâd Hamza
 
Keyword(s):
Picture of Büşra Güneysel
by Büşra Güneysel - Perşembe, 13 Kasım 2008, 10:40 ÖÖ
 ‘Aceb n’itdüm yâre virmez selâmı
Bu zâlim müdde’î komaz ola mı

Menüm iki cihânda yârum oldur
Menem anun alur kemter gulâmı

Şu cefâlar ki sen bana kılursen
‘Aceb kâfir müselmâna kıla mı

Yûsuf’a kalmadı bu hüsn bâkî
Kıyâs eyle sana yârum kala mı

Seni sevmez mi yohsa Şeyyâd Hazma
Denînün biridür bu kaltabânî
 
Keyword(s):

"

Picture of huriye sarı
by huriye sarı - Çarşamba, 30 Nisan 2008, 01:58 ÖS
 
"Hurriyeti aldik!" dediler, gaybe inandik;
 

istanbullu60
by dursun beyaz - Çarşamba, 12 Kasım 2008, 02:09 ÖS
 

“Fuzûlî’nin Su Kasidesi”

Hazret-i Fahr-ı Kâinât efendimiz (s.a.v), Asr-ı Saadet’ten bugüne kadar müslüman şairlerce övülmüştür. Bu güzel adet yahut geleneğe “Na’t sanatı” denilir. Saadet asrı şairlerinden Hassan bin Sâbit ile Bânet Suâd yahut Kaside-i Bürde adıyla meşhur şiirin sahibi Kâab ibni Züheyr bizzat Allah Resûlü’nün (s.a.v) iltifatlarına mazhar olmuşlardır.
İslâmî Türk edebiyatı da Peygamber sevgisi ile yanıp tutuşan gönüllerin aynası olmuştur. Fuzûlî’nin Su Kasidesi türünün, en başarılı olanlarından biridir. Resûlullah (s.a.v)’in şefaati onların ve bizlerin üzerine olsun.
Bu nefis na’t örneğini idrak ve şuur sahibi Müslüman Türk gençliğine hediye ediyorum. Gayret bizden tevfik ve hidayet Allah’tandır.

Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

(Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda vermez.)

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su

(Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi kaplamıştır, bilemem..)

Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su

(Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana getirir.)

Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su

(Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.)

Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su

(Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.)

Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su

(Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi, gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar uğraşsa yine de) gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki tüylere benzetemez. )

Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola
Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su

(Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.)

Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su

(Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.)

İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su

(Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır, söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.)

Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su

(Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum, sofular da kevser istiyorlar.)

Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su

(Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş.)

Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su

(Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere bırakamam.)

Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su

(Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem, öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla sevgiliye su sunun.)

Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su

(Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi (yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından) kurtarabilir.)

İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağınun mizâcına gire kurtara su

(Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını değiştirmesi gerekir.)

Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su

(Su Hz. Muhammed’in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça göstermiştir.)

Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su

(İnsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz. Muhammed’in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su serpmiştir.)

Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su

(Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su meydana çıkarmıştır.)

Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su

(Hz. Peygamberimiz’in mûcizeleri dünyada uçsuz bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o mucizelerden), ateşe tapan kâfirlerin binlerce mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.)

Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su

(Mihnet günü Ensâr’a parmağından su verdiğini (bir mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse hayret ile (şaşa kalarak) parmağını ısırır.)

Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su

(Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb-ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su, düşmanına) elbette yılan zehrine döner.)

Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su

(Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan) yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.)

Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su

(Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)

Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr
Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su

(Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da olsa o eşikten dönmez.)

Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su

(Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na’tının zikrini dillerinde tekrarlamayı (dertlerine) derman bilirler.)

Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam
Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su

(Ey Allah’ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı! Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)

Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi\'râc’da
Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su

(Sen o kerâmet denizisin ki mi\'râc gecesinde feyzinin çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.)

Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su

(Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa, güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel su iner.)

Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su

(Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış, (ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden ümitliyim.)

Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü şeh-vâra su

(Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin (alelâde) sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su (damlası) gibi birer inci olmuştur.)

Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su

(Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su (gözyaşı) döktüğü zaman,)

Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su

(O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını ummaktayım.)

http://www.suveydasiirleri.com/mods.php?go=Siir&p=oku&id=19

 

(

Picture of HALİL ÇİFTÇİ
by HALİL ÇİFTÇİ - Çarşamba, 23 Nisan 2008, 04:14 ÖS
 

Anneciğim
(Necip Fazıl Kısakürek)

 

Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!

 
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!

Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!…

 http://www.bilgicik.com/yazi/annecigim-necip-fazil-kisakurek/

 
Picture of HALİL ÇİFTÇİ
by HALİL ÇİFTÇİ - Çarşamba, 23 Nisan 2008, 04:16 ÖS
 

Anneme Mektup
(Necip Fazıl Kısakürek)

 

Ben bu gurbete ile düştüm düşeli,
Her gün biraz daha süzülmekteyim.
Her gece, içinde mermer döşeli,
Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.
Böylece bir lâhza kaldığım zaman,
Geceyi koynuma aldığım zaman,
Gözlerim kapanıp daldığım zaman,

Yeniden yollara düzülmekteyim.
Son günüm yaklaştı görünesiye,
Kalmadı bir adım yol ileriye;
Yüzünü görmeden ölürsem diye,
Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim.

http://www.bilgicik.com/yazi/anneme-mektup-necip-fazil-kisakurek/

 

Page:  1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  ...  153  (Next)
  ALL